20. yüzyıl soykırımlar yüzyılıdır. Yüzyılın tarihini adeta soykırım yapmış ve soykırıma uğramış milletler oluşturur. Bu soykırımların en vahşilerinden biri de 1994 yılında Hutuların Tutsileri acımasızca katlettiği Ruanda soykırımdır.

1890 Brüksel Konferansı’na göre Ruanda, Almanların idaresine verildi. Fakat neredeyse bölgede hiç Alman vatandaşı yoktu. Ruanda doğal kaynaklar bakımından zengin bir ülke olmadığı için Almanya 1907 yılına kadar buraya hiçbir yatırım yapmadı ve Ruanda’yı idare etmesi için birini atamadı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra egemen milletler tarafından Ruanda Almanya’dan alınarak Belçika’ya devredildi. Belçika Almanya’nın aksine bölgeyle fazlasıyla ilgilendi. Ruanda’yı geliştirerek meyvelerinden faydalanmak için herkese çalışma zorunluluğu getirdi. 

Ülkede 3 farklı etnik grup vardı. Bu etnik grupların dağılımı %90 Hutular, %9 Tutsiler, %1 Pigmeler şeklindeydi. Pigmelerin kültürü farklı olsa da diğer etnik gruplarla iyi geçiniyorlardı.

Belçika bir süre sonra Tutsileri, Hutulardan daha çok desteklemeye başladı. Belçika Tutsilere daha kapsamlı haklar tanırken Hutular için durum pek iç açıcı görünmüyordu. Belçika, Tutsileri Hutulardan ayrı tutarak Tutsi ve Hutuların ortak olan dil-gelenek-etnik geçmişlerini ve kültürlerini yok saydı. Tutsiler, Hutulara göre sosyal hayatın birçok noktasında daha öncelikli muamele görüyorlardı. Örneğin Tutsiler daha kolay iş bularken Hutular için iş bulmak oldukça zordu. Tutsiler hastanede sıra beklemeden tedavi edilirken Hutular sıra bekliyordu. Hatta okullar, üniversiteler gibi eğitimle ilgili kurumlar Tutsielre açıkken Hutulara kapalıydı. 

Ruanda’da Kartlar Yeniden Dağıtılıyor!

Nihayet 1950’den sonra Hutulara yapılan zulüm son buldu. Hutuların üzerine yapılan baskılar hafifletilmiş, hatta bir zamandan sonra Belçikalılar artık Hutuları desteklemeye başlamıştı. Yavaş yavaş Hutular güçlü olurken Tutsiler zayıflamaya başlıyordu. Belçika’nın Hutuları desteklemesinin sebebi ise uzun vadede ülkedeki yönetimin seçimler aracılığı ile sayıca üstün Hutulara geçme olasılığının artmasıydı.

 

ruanda soykırımı
Ruanda’da yapılan soykırımdan bir fotoğraf.

II. Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından bağımsızlığın sağlanması için Ruanda yönetimi Birleşmiş Milletlere verildi. Beklendiği üzere yapılan seçimlerde Hutu milliyetçisi PARMEHUTU Hareketi (Hutu Özgürlük Hareketi) iktidara geldi. Bütün güç artık Hutulardaydı. Hutular İktidara gelir gelmez Belçikalıların desteğiyle beraber Tutsileri öldürmeye başladılar. Toplam 20-100 bin arası Tutsi öldürüldü. 160 bin Tutsi ise komşu ülkeler olan Tanzanya ve Uganda’ya kaçtılar.

1973 yılında Hutu Juvénal Habyarimana bir darbe yaptı ve iktidarı ele geçirdi. PARMEHUTU hareketine son verdi. Ancak Juvénal Habyarimana bir Hutu milliyetçisi olduğundan ülkede kalan Tutsileri öldürmeye devam etti.

1980 yılına gelindiğinde Ruanda’nın komşu ülkelerindeki Tutsilerin toplam nüfusu 500 binlere kadar ulaştı. Tutsiler eğitimli oldukları için komşu ülkelerde önemli işler yaptılar. Tutsiler ülkelerine dönmek için Ruanda Yurtseverler Birliği’ni (RYB) kurdular. Bu birlik üzerinden Ruanda hükümetini ve halkını etkilemeye çalıştılar. Ancak bu çabalar bir sonuç vermedi.

Satırlar Bileniyor!

Soykırım için günler sayılmaktaydı. Aşırı milliyetçiler Ruanda’nın her bölgesine Interahamwe adlı örgütler kurdu. Bu örgüt soykırımın başladığı gün normal Hutular ve Tutsileri acımasızca öldüreceklerdi. Aşırı milliyetçilerin ekonomisi silah almaya yetmediğinden dolayı Çin’den binlerce satır sipariş edildi.

Artık her şey hazırdı. İlk olarak bir kargaşa yaşanması için 6 Nisan 1994’de devlet başkanının uçağı düşürüldü. Interahamwe üyelerinin planları işe yaramıştı ki olaydan sonra ülkede büyük bir kaos yaşandı. Bu kaostan faydalanan Interahamwe üyeleri ellerindeki listeyle gezerek eğitimli Tutsi ve normal Hutular başta ölmek üzere herkese satırla saldırmaya başladılar.

Interahamwe üyeleri

Saldırıda Interhamwe üyeleri 10 Birleşmiş Milletler askerini öldürdü. Birleşmiş Milletler bu saldırıyı sebep göstererek ülkeden çekildiler. Artık ortalıkta sadece caniler ve canilerden kaçan kurbanlar vardı. Interahamwe üyelerinin kimi satırla kimi bıçakla kimi balta ile kurbanlarını öldürüyorları. Parası olan Tutsiler şanslıydı çünkü Interahamwe üyelerine para vererek acısız ölümü seçiyorlardı. Yani Acı çekmemek için kesici aletler yerine kurşunla ölmeyi tercih ediyorlardı.

Bir süre sonra Interahamwe üyeleri yoruldular. Kaçan Tutsiler ve normal Hutuların aşil tendonlarını keserek onların kaçmasını engellediler ve biraz dinlendikten sonra kaçamayanları öldürdüler. Hızını alamayan Interahamwe üyeleri daha sonra kiliseye ve hastaneye girip herkesi öldürdüler.

Katliam haberlerini alan RYB üyeleri ülkenin doğusundan girip Interahamwe üyeleriyle savaşarak başkente kadar ilerlediler. Fransa Hutu hükumetinin müdahaleye son vermesi için askeri yardıma başladı. Ancak Hutu hükümeti katliamcılardan yanaydı. Hutu hükümeti katliamcılara bir şey yapmaması üzerine Fransızlar askerlerini yollayarak Kigali’nin batısından Kongo’ya kadar olan bölgenin yönetimini ele geçirdi. Ancak Fransa oraya RYB askerlerinin girmesini engelleyerek katliamcılara müdahale etmedi. RYB askerlerinin ve Fransızların gözü önünde kurbanlar acı çekerek ölüyorlardı.

100 gün içinde bölgede 800.000’e yakın insan öldürüldü. Katliamdan sonra RYB askerlerinin intikam almasını istemeyen Hutular ve Interahamwe üyeleri komşu ülkelere sığındı.

Askerlik İçin Doğmuş Olan Bir Toplum: Spartalılar adlı yazımızı da buradan okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz