Safevi hanedanlığı (1501-1736), İran’ın devlet dini olarak Oniki İmam Şiiliğin kurulması, ülkenin çeşitli etnik ve dilsel unsurları arasında birleşik bir ulusal bilincin ortaya çıkmasında önemli bir faktör olan İran’ın yönetici hanedanı. Safeviler, Safevilik tarikatının başı Erdebilli Safiyüddin Erdebilî’nin (1253-1334) soyundan gelmektedir. Erken Safevi tarikatı aslen Sünni olmasına rağmen, Şafii mezhebinin fıkhını takip ederek zamanla Şiiliğe yöneldi, belki de Hz. Ali’ye duyulan popüler saygının da etkisiyle. Tarikatın dördüncü lideri Şeyh Cüneyd zamanında, açıkça Şii olmuştu.

13. yüzyılda başlayan Moğol istilaları, İslam dünyasını büyük ölçüde yeniden şekillendirdi. İstilalar sadece Abbasi imparatorluğunun sonunu getirmekle ve doğu İslam dünyasının merkezini parçalamakla kalmadı, aynı zamanda İslam dünyasının büyük bir kısmında yeni Türk halklarının ve hanedanlarının gelişi, güç eksenlerini Türk boylarının ellerine kaydırdı. Ancak Erdebil’deki Safevi tarikatı, herhangi bir siyasi merkezden tarafsız kalacak kadar uzaktı ve İranlı mistiklerin kendilerine ait güçlü bir taraftar oluşturmasına izin verdi.

Tarikatın altıncı lideri I. İsmail zamanında, Safeviler Kızılbaşlardan -yerel Türkmenlerden ve diğer muhalif heterodoks aşiretlerden- Tebriz’i bir Özbek Türkmen konfederasyonu olan Ak Koyunlu’dan ele geçirmesine yetecek kadar destek aldılar. Kontrol alanı başlangıçta Azerbaycan ile sınırlı olmasına rağmen, Temmuz 1501’de İsmail Şah olarak tahta çıktı. Sonraki 10 yıl içinde İran’ın büyük bir kısmına boyun eğdirdi ve Irak’ın Bağdat ve Musul eyaletlerini ilhak etti. Bu bölge ağırlıklı olarak Sünni olmasına rağmen, Şiiliği devlet dini ilan etti ve kendi egemenliğindeki camilerde onun akidesini ve ibadetlerini uyguladı.

Ağustos 1514’te İsmail, Çaldıran’da Sünni rakibi Osmanlı padişahı I. Selim tarafından ezici şekilde yenildi. Bundan sonra, Batıda Osmanlılar ve kuzeydoğuda Özbekler olan Sünnilere karşı devam eden mücadele, Tebriz sürekli tehdit altındayken Safevi Kürdistanı, Diyarbakır ve Bağdat’a mal oldu. İran, İsmail’in en büyük oğlu Şah I. Tahmasb (1524-76) döneminde kayda değer ölçüde zayıfladı ve beceriksiz halefleri altında ülkeye ısrarlı ve rakipsiz Türkmen baskınları arttı.

1588’de I. Abbas tahta geçti. Askeri gücünün sınırlarını fark eden Abbas, 1590’da Osmanlılarla olumsuz şartlarda barış yaptı ve saldırılarını Özbeklere yöneltti. Küçük bir başarı ile karşılaşan Abbas, büyük bir ordu reformuna girişti. Kızılbaşların gücü azaltılırken ateşli silahların kullanımı genişletildi. Hepsi erken modern tarzda eğitilmiş ve silahlandırılmış ve kraliyet hazinesinden ödenmiş üç birlik birliği oluşturuldu: gulamlar (köleler), tofangchiler (silahşörler) ve topchīler (topçular). Abbas, yeni ordusuyla 1603’te Türkleri yendi, onları ele geçirdikleri tüm toprakları terk etmeye zorladı ve Bağdat’ı ele geçirdi. 16. yüzyılın başlarında Basra Körfezi’ndeki Hürmüz adasını ele geçiren Portekizli tüccarları da (1602, 1622) kovdu.

Şah Abbas’ın çarpıcı askeri başarıları ve verimli idari sistemi ile dikkat çekici saltanatı, İran’ı büyük bir güç statüsüne yükseltti. Batı ile ticaret ve sanayi genişledi, iletişim gelişti. Başkenti Esfahan’a taşıdı ve Safevi mimari başarısının merkezi haline getirdi, Mescid-i Şah, Şeyh Lütfullah Camii camilerinde ve Âli Kapı, Çehel Sütun ve Nakş-ı Cihan Meydanı gibi diğer anıtlarda tezahür etti. Safevi Şii coşkusuna rağmen, Hıristiyanlara hoşgörü gösterildi ve birkaç misyon ve kilise inşa edildi.

Şah Abbas’ın (1629) ölümünden sonra Safevi hanedanılığı yaklaşık bir yüzyıl sürdü, ancak II. Şah Abbas’ın (1642-66) saltanatı sırasındaki bir ara hariç, bir düşüş dönemiydi. Esfahan, 1722’de Kandahar’ın Hotaki Afganlarına düştü. Yedi yıl sonra Şah II. Tahmasb, Esfahan’ı geri aldı ve tahta çıktı, ancak 1732’de Afşarlı teğmeni Nadir Şah tarafından tahttan indirildi.

Kaynakça: Safavid dynasty

Yorum Yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz