Sosyalizm ve Komünizm, toplumda malların üretimi, dağıtımı ve değişimi konularında özel mülkiyet yerine ortak mülkiyeti savunan önemli ekonomik düşüncelerdir. Her iki ideoloji de bireysel rekabete dayalı ve serbest piyasanın hakim olduğu kapitalist sistemin işçilerin sömürülmesine ve zenginler ile fakirler arasındaki gelir eşitsizliğinin artmasına yol açtığını ileri sürer ve varlığının temelini bu iki sorunu çözmek üzere konumlandırır. Bu açıdan sosyalizm ve komünizm temel olarak birbirlerine benzeseler de, onları birbirlerinden ayıran oldukça temel farklar da mevcuttur.

Karl Marx ve Komünizmin Kökenleri

Sosyalizm, sanayi devriminin yol açtığı ekonomik ve sosyal değişikliklere cevap olarak ortaya çıkarken işçiler, içlerinde bulundukları ekonomik koşullar nedeniyle bu süreçte önemli bir yere sahiptiler. İşçiler gittikçe daha fazla fakirleşirken, fabrika sahipleri ve diğer sanayiciler devasa gelirler elde etmeye devam ediyorlardı.

19. yüzyılın ilk yarısında, Henri de Saint-Simon, Robert Owen ve Charles Fourier gibi erken sosyalist düşünürler toplumu; malların arzlarını ve taleplerini serbest piyasanın kontrol ettiği kapitalizmin doğasında yer alan rekabet yerine, ortak teşebbüs üzerine yeniden organize eden fikirler ortaya attılar.

Sosyalizm ve Komünizm
Soldan sırasıyla Owen, Fourier ve Saint-Simon.

Daha sonra Alman siyaset filozofu ve ekonomisti, dünyanın en etkili sosyalist düşünürlerinden biri haline gelecek Karl Marx, ortağı Friedrich Engels ile birlikte 1848’de Komünist Manifestoyu yayınladı ve burada erken sosyalist fikirleri tamamen gerçek dışı, ütopya fikirler şeklinde nitelendirerek eleştirdi. Burada Marx, tüm tarihin sınıf çatışmalarından meydana geldiğini ifade ederken, işçi sınıfının burjuva sınıfı üzerinde kaçınılmaz bir zafer kazanarak üretim araçlarını kontrolü altına alacağını ve bütün sınıfları ortadan kaldıracağını ilan etti. Bazı çevrelerce radikal sosyalizm olarak ifade edilen komünizm de kökenlerini sanayi devrimine yönelik tepkilere dayandırırken, Marx’ın fikirlerinin en uç noktası olarak tanımlandı.

Sosyalizm ve Komünizm Arasındaki Temel Farklılıklar

Marx’ın sosyalizmi, kapitalizmden komünizme evrilecek süreç içerisindeki ilk adım olarak kabul etmekteki ısrarı ve Marx’ın ve Engels’in komünizmi sosyalizmden net bir şekilde ayırmamaları bu iki terim arasındaki karışıklığın uzun yıllar süregelmesine yol açtı. İki felsefenin ortaya çıkışından günümüze kadarki uzun insan tecrübesi ise bizlere bu fikirlerin birbirinden ayrılabilmesi adına yeterli malzeme bırakmayı başardı.

Komünizmde özel mülkiyete yer verilmez. Yeryüzü kaynakları tüm insanlığın ortak malıdır ve insanlar bu kaynaklardan ihtiyaçlarına bağlı olarak pay alır. Güçlü bir merkezi yönetim, ekonomik üretimin tamamını kontrol eder ve vatandaşlara gıda, barınma, tıbbi bakım ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını sağlar.

Sosyalizmde ise bireyler hâlâ özel mülk sahibi olabilirlerken ancak endüstriyel üretim ya da zenginlik yaratmanın diğer yöntemleri topluma aittir ve toplum demokratik olarak seçilmiş bir hükümet tarafından yönetilir.

Sosyalizm ile komünizm arasındaki bir diğer önemli fark ise bu ideolojilerin kendilerini gerçekleştirmek üzere öngördükleri yöntemlerdir. Komünizm, işçilerin orta ve üst sınıfa karşı ayaklandığı şiddetli bir devrimi, saf komünist bir rejime ulaşmanın kaçınılmaz bir parçası olarak görürken, sosyalizm bu konuda daha yumuşak ve daha esnek bir ideolojidir. Sosyalistler de reform arayışında olsalar da, bu arayışı nihayete erdirmek adına halihazırdaki yapıyı yıkmak yerine mevcut sosyal ve politik yapı içerisindeki demokratik süreçlere başvurmak yoluyla bir değişim süreci başlatmayı tercih ederler.

Marx, 1875 tarihli Gotha Programının Eleştirisi adlı yazısında komünist felsefeyi şu şekilde özetler: “Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar”. Sosyalizm ise komünizme nazaran toplumsal hayatta bireysel çabaya yönelik daha esnek bir tutuma sahipken, bireylerin topluma yönelik katkıları doğrultusunda onları teşvik edici adımlar atar.

Günümüzde sosyalizmin en çok taraftar topladığı biçimi olan ve varlığını kapitalist serbest piyasa ekonomisi ile sürdürebilen sosyal demokrasi, kapitalizmin yarattığı bütün eşitsizlikleri engellemeye yönelik sosyal reformları gerçekleştirmeye ve insanlığın ortak kazanımı olan zenginliği, demokratik süreçler yoluyla yeniden dağıtarak, bu zenginliğin yarattığı refahtan tüm insanların yararlanabilmesine odaklanır.

Yorum Yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz