İnsanlık tarihi felaket olarak addedebileceğimiz birçok doğal afetler, salgın hastalıklar ve büyük savaşlar gibi olaylar ile doludur. Meydana gelen bu olaylar, toplumların kaderini yazmış veya değiştirmiş, siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamları etkilemiştir. Özellikle meydana gelen felaketler hususunda yaşanan olaylar toplumların vicdanında ve ruhunda derin izler bırakmıştır. Yaşanan felaketlerin izleri, toplumların yazılı ve sözlü geleneği olmak üzere edebi geleneklerinde, tarihe düştüğü kayıtlarda açıkça görülmektedir.

Mitolojik kültürde, efsanelerde ve kutsal kitaplarda tüm insanlığı derinden etkileyen felaket durumlarının izlerine rastlanmaktadır. “Küçük Kıyamet” olarak da adlandırılan bu felaketler tarihin akışını değiştirmiştir. Bu olayların insanlığın inşa ettiği şehir ve medeniyetler başta olmak üzere milyonlarca insanın ölmesi gibi hazin ve acı sonuçları olmuştur. Tarih boyunca meydana gelen salgın hastalıkların, hanedanlıkların çöküşlerinden sömürgeciliğin artışına hatta iklimin soğumasından fakirleşen ve zenginleşen toplumların oluşumuna kadar uzun süreli büyük etkileri olmuştur.

Tarihe ad vermiş birçok kavim, kültür ve şehir yaşanan bu felaketlerin sonucunda yok olmuştur. Tarihte bilinen birçok kavim ve kültüründen günümüzde hiçbir şey kalmamıştır. Yaşanan bu küçük kıyametlerin kimi zaman kutsal kitapların ifadesi ile yüce yaratıcının gazabı ve lanetlenmesi sonucu olduğuna; kimi zaman da insanoğlunun kendi yapıp etiklerinin bir sonucu olarak gerçekleştiğine inanılmıştır.

Meydana gelen felaket durumlarından insanlık ya güçlenerek çıkmış ya da kaderine razı olmuştur. Öyle ki yaşanan olumsuzluklar karşısında çözüm arayışına giden insanlık maddi ve manevi büyük kayıplar vermiş olsa da büyük tecrübeler kazanmış ve tarihin akışını değiştirmiştir. Çözüm arayışında bulunan toplumlar kimi zaman yeni bir çağa atılacak olan ilk adımı atmıştır. İnsanoğlu özellikle de çözüm için bilimsel faaliyetler içerisinde girmiş, teknolojik bir sıçrama ve ivme kazanmıştır.

Tarih boyunca yaşanan birçok felaketlerden insanlık için en acı olan durum salgın ve bulaşıcı hastalıklardır. Bulaşıcı hastalıklar sonucunda meydana gelen salgın bilinen en kötü durum senaryosudur. Belirli bir coğrafyada, bölgede veya toplumda ortaya çıkan hastalık durumu bir ülkenin sınırlarının ötesine yayıldığında, o hastalık resmen bir salgın haline gelmektedir.

Bulaşıcı ve salgın hastalıklar, insanlığın avcı-toplayıcı günlerinde de vardı, ancak 10.000 yıl önce tarımsal yaşama geçen insanlık, salgınları daha mümkün kılan topluluklar yarattı. Özellikle bir arada ve kalabalık bir şekilde yaşayan insanoğlu, bulaşıcı salgın hastalıkların yayılmasını ve büyümesini sağladı. Sıtma, tüberküloz, cüzzam, grip, çiçek hastalığı ve bilinen diğer hastalıklar ilk kez bu dönemde ortaya çıktı. İnsanlar uygar hale gelip, şehirler inşa ettiler ve diğer şehirlerle bağlantı kurmak için ticaret yolları kurdular. Şehirleşen, diğer kültür ve toplumlar ile sosyal, siyasi ve ekonomik ilişkiler kuran insanlar meydana gelen etkileşim nedeniyle pandemi yani salgın hastalıkları daha çok yayılır ve olası hale getirdiler.

MÖ 430: Atina Salgını

salgın hastalıklar

Tarihi kayıtlarda en erken kaydedilen salgın hastalığın, Peloponezya Savaşı sırasında meydana geldiği bilinmektedir. Hastalık Libya, Etiyopya ve Mısır’dan geçtikten sonra Atina’yı kuşatan Spartalılar’ın bünyesinde Atina şehrinin duvarlarını geçti. Meydana gelen bu büyük salgında Atina nüfusun üçte ikisi kadarının öldüğü bilinmektedir.

Meydana gelen bu büyük salgının semptomlar ateş, susuzluk, kanlı boğaz ve dil, kırmızı deri ve lezyonları içermekteydi. O dönem tifo ateşi olduğundan şüphelenilen hastalık, Atinalıları önemli ölçüde zayıflattı ve Spartalılar tarafından yenilmelerinde önemli bir faktör oldu.

MS 165: Antonine Vebası

salgın hastalıklar

Tarihte bilinen Antonin vebası muhtemelen Hunların akınları ile başlayan çiçek salgınının erken bir şeklidir. Hunlardan sonra Romalılara geçen Antonine vebası Almanları enfekte etmiştir. Almanlar ile etkileşimde bulunan Roma birlikleri aracılığıyla da Roma imparatorluğuna yayılmıştır. Antonine vebası hastalığının semptomları ateş, boğaz ağrısı, ishal ve hasta yeterince uzun yaşadıysa, irin dolu yaraları içermekteydi. Bu veba, M.Ö. 180 yılına kadar sürmüştür ve hatta İmparator Marcus Aurelius’un da bu salgının kurbanlarından biri olduğunu iddia edilmiştir.

MS 250: Kıbrıs Vebası

salgın hastalıklar

Kıbrıs salgını ishal, kusma, boğaz ülseri, ateş ve kangrenli el ve ayakları içeren büyük bir pandemi olarak tarih kayıtlarına geçmiştir. Şehir sakinleri enfeksiyondan kaçmak için Kartaca’ya kaçtılar fakat bu kaçış salgın hastalığın daha da yayılmasına neden oldu. Kıbrıs Vebası Etiyopya’ya, Kuzey Afrika’dan Roma’ya, sonra da Mısır’a ve kuzeye doğru yayıldı. Bu salgının ardından seyreden üç yüzyıl boyunca tekrarlayan benzer salgınlar oldu. M.S. 444’te bu hastalık Britanya’yı vurdu ve İngiltere’nin İskoçlara karşı savunma çabalarını engelledi, ülkeyi zayıf düşürdü. Bu salgın İngilizler’in yakında adayı tamamen kontrol altına alacak olan Saksonlardan yardım istemesine neden oldu.

MS 541: Justinian Vebası

salgın hastalıklar

Tarihte ilk olarak Mısır’da ortaya çıkan Justinian veba, Filistin ve Bizans İmparatorluğu’na, daha sonra da tüm Akdeniz’e yayılmıştır. Veba Roma İmparatorluğu’nun seyrini değiştirerek, İmparator Justinian’ın Roma İmparatorluğu’nu bir araya getirme ve büyük ekonomik ilerleme planlarını bozmuştur. Bu salgın aynı zamanda Hıristiyanlığın hızla yayılmasını teşvik eden kıyamet efsanesinin dilden dile yayılmasına neden olmuştur. Bu salgın iki yüzyıl boyunca daha tekrarlamıştır ve nihayetinde o dönem dünya nüfusunun yüzde 26’sı olan yaklaşık 50 milyon insanı öldürmüştür.

XI. Yüzyıl: Cüzzam

salgın hastalıklar

Çağlar boyunca bilinen hastalık olan cüzzam Orta Çağ’da Avrupa’da bir pandemi haline geldi ve Avrupa halklarının başına bela oldu. Bu salgın nedeniyle bu dönemde birçok hastane inşa edilmiştir.

Yaralara ve deformelere neden olan ve yavaş gelişen bir bakteriyel hastalık olan cüzzamın, insanların kendi ailelerinden gelen bir hastalık ve Tanrı’dan bir ceza olduğuna inanılıyordu. Bu inanç, toplumda katı ahlakî yargılara ve bu yargılar dolayısıyla mağdurların ve hastaların dışlanmasına yol açmıştı. Günümüzde bu hastalık ile ilgili ilk ciddi çalışmaları yapan isim olan Hansen’den dolayı Hansen hastalığı olarak da bilinmektedir. Bu hastalık hala yılda on binlerce insanı etkilemekte ve antibiyotiklerle tedavi edilmezse ölümcül olabilmektedir.

1350: Kara Ölüm

salgın hastalıklar

Dünya nüfusunun üçte birinin ölümünden sorumlu olan vebanın tarihte ikinci büyük salgını muhtemelen Asya’da bu dönemde başladı ve ticaret yolları ile batıya taşındı. 1347’de veba hastaları Sicilya’da Messina limanına geldiğinde buradan bütün Avrupa’ya hızla yayıldı. Ölü insan sayısı o kadar fazla ve yaygındı ki, çoğu ceset yerde çürümeye devam etti ve bu durum şehirlerde sürekli bir koku yarattı.

İngiltere ve Fransa bu dönemde veba tarafından çok çaresiz durumda kaldılar ve devam eden savaşlarına ateşkes ile ara vermek zorunda kaldılar. Bu yıllarda veba salgın ekonomik koşulları ve demografik bilgileri değiştirdiğinde İngiliz feodal sistemi tamamen çöktü. Grönland’da nüfusu yok olan Vikingler, yerli nüfuslara karşı savaşma gücünü tamamen kaybettiler ve Kuzey Amerika’yı araştırmaları faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldılar.

1492: Kolomb Dönemi Salgınları

salgın hastalıklar

İspanyolların Karayipler’e gelişinden sonra, çiçek hastalığı, kızamık ve bubonik veba gibi hastalıklar koloniciler tarafından kıtanın yerli halklarına aktarıldı. Daha önce bu salgın hastalıklara maruz kalmayan yerli halk bağışıklığı olmadığı için tamamen tahrip oldular. Yerlilerin yüzde 90’ı kuzey ve güney kıtaları dahil olmak üzere büyük kayıplar verdiler.

Christopher Columbus, Hispaniola adasına geldiğinde Taino halkından 60.000 nüfusla karşılaşmıştı. Fakat bu nüfus 1548 yılına gelindiğinde 500’den daha az kalmıştı. Bu yaşanan nüfus azalımı bütün Amerika kıtası boyunca kendini tekrar etti. 1520 yılına gelindiğinde iseAztek İmparatorluğu, Afrikalı kölelerin taşıdığı çiçek hastalığı nedeniyle yok oldular.

1665: Büyük Londra Vebası

salgın hastalıklar

1665 ve 1666’da Londra Büyük Veba tarihte bilinen en meşhur salgınlardan birisidir. Bu veba Londra nüfusunun yüzde 20’sinin ölümüne yol açmıştır. İnsan ölümleri çok oluğu için halk toplu mezarlara defnedildi. Kedi ve köpeklerin sürekli mezarları kazması nedeniyle cesetler ortaya çıkmaktaydı. Bu nedenle bu yıllarda birçok kedi ve köpek katledildi. Salgının en kötüsü, 1666 sonbaharında, başka bir yıkıcı olay olan Londra Büyük Ateşi ile azalmaya başlamıştı. Bir felaket gitmiş ve yeni bir felaket Londra halkının başına bela olmuştu.

1817: İlk Kolera Salgını

salgın hastalıklar

Tarihte 150 yıl boyunca meydana gelen yedi kolera salgınlarının ilki olan bu ince bağırsak enfeksiyonu dalgası, bir milyon kişinin öldüğü Rusya’da ortaya çıktı. Dışkı ile enfekte olmuş su ve yiyeceklerden yayılan bakteri, İngiliz askerlerinin taşıyıcılığı ile Hindistan’a geçmiş ve milyonlarca Hintli ölmüştür. Aynı zamanda bu salgın İspanya’da 150.000 kişiyi öldürmüş ardından Afrika, Endonezya, Çin, Japonya, İtalya, Almanya ve Amerika’ya da yayılmıştır. 1885’te bir aşı ile tedavisi bulunsa da pandemi devam etmiştir.

1855: Üçüncü Veba Salgını

salgın hastalıklar

Çin’de başlayan bu salgın Hindistan ve Hong Kong’a taşınmış ve 15 milyon insanı öldürmüştür. Başlangıçta Yunnan’daki bir maden patlaması sırasında pireler tarafından yayılan veba, Panthay isyanında ve Taiping ayaklanmasın sebeplerinden kabul edilir. Bu dönemde Asya’da en ciddi kayıpları Hindistan vermiştir. Bu salgın Hint halkının baskıcı İngilizlere karşı bir isyan için bahane olarak kullanılmıştır. Pandemi, vakaların birkaç yüzün altına düştüğü 1960’a kadar aktif olarak devam etmiştir.

1875: Fiji Kızamık Salgını

salgın hastalıklar

Fiji, İngiliz İmparatorluğu’na teslim olduktan sonra, kraliyet mensupları Kraliçe Victoria’dan turistik bir hediye olarak Avustralya’yı ziyaret etti. Kızamık salgını sırasında gelen kraliyet mensupları, bu adadan kaptıkları salgın hastalık ile gittikleri yerlerde salgının daha da yayılmasına neden oldular. Hızlı bir şekilde yayılan salgın sonucunda ada vahşi hayvanlar tarafından parçalanan cesetlerle doldu. Tüm köyler mikroptan kurtulmak amacı ile yakıldı ve bazı köylüler ateşten kurtulamayarak canlı canlı yandılar. Fiji’nin nüfusunun üçte biri, toplam 40.000 kişi bu salgında öldü.

1889: Rus Gribi

salgın hastalıklar

İlk önemli grip salgını olarak bilin Rus gribi, Sibirya ve Kazakistan’da başlamıştır ve daha sonra Moskova’ya ulaşmıştır. Bu dönemde Finlandiya’ya ve ardından Avrupa’nın geri kalanına taşınan salgın, daha sonra okyanusu aşarak Kuzey Amerika ve Afrika’ya geçmişti. 1890 yılı sonunda 360.000 kişi bu salgından öldü.

1918: İspanyol Gribi

salgın hastalıklar

Zararları nedeniyle tarihte bilinen en büyük salgın hastalık olan İspanyol Gribidünya çapında 50 milyon ölümle sonuçlananmıştır. Çin kökenli olan bu salgın Çinli işçilerin Avrupa’ya giderken Kanada üzerinden demiryolu ile taşınmasıyla yayılmıştır. Kuzey Amerika’da grip ilk olarak 1918 başlarında Kansas’ta ortaya çıktı ve ilkbaharda Avrupa’da görüldü. 1918 baharında ise Madrid’e ulaşan salgın “İspanyol gribi” olarak adlandırıldı.

Ekim ayına kadar yüz binlerce Amerikalı öldü ve tüm dünyada kriz yarattı. Ancak, grip tehdidi 1919 yazında, enfekte olan hastaların çoğunda bağışıklık geliştirdiği için zamanla ortadan kayboldu. Fakat bu grip dünya tarihine 50 milyon ölümlü en büyük salgın olarak geçti.

1957: Asya Gribi

salgın hastalıklar

1957 yılında Hong Kong’da başlayan ve Çin’in her yerine ve daha sonra Amerika Birleşik Devletleri‘ne yayılan Asya gribi İngiltere’ye kadar ulaştı ve altı ayda 14.000 kişi öldü. 1958 başlarında ikinci bir dalga ile gelen salgın, küresel olarak yaklaşık 1,1 milyon ölüme neden oldu ve sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 116,000 ölüm meydana geldi. Salgını önleyen aşının geliştirilmesi ile hastalık ortadan kalktı.

1981: HIV/ AIDS

salgın hastalıklar

AIDS ilk olarak Amerikan eşcinsel topluluklarında gözlendi, ancak 1920’lerde Batı Afrika’dan gelen bir şempanze virüsünden geliştiğine inanılmaktadır. Bazı vücut sıvılarına yayılan hastalık 1960’larda Haiti’ye, ardından 1970’lerde New York ve San Francisco’ya taşındı.

Salgın bir hastalık olarak ilk defa 1981’de tanımlanan AIDS, insanların bağışıklık sistemini tahrip etmekteydi. HIV virüsü ile enfekte olanlar, enfeksiyon üzerine ateş, baş ağrısı ve genişlemiş lenf düğümleriyle karşılaşmaktaydı. Semptomlar azaldığında, taşıyıcılar kan ve genital sıvı yoluyla oldukça bulaşıcı hale geliyordu. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için tedaviler geliştirilmiştir, ancak dünya çapında 35 milyon insan AIDS’ten öldü ve henüz bir tedavisi bulunamamıştır.

2003: SARS

salgın hastalıklar

İlk olarak 2003’te tespit edilen Şiddetli Akut Solunum Sendromu’nun muhtemelen yarasalar ile başladığına, kedilere ve daha sonra Çin’deki insanlara yayıldığına inanılmaktadır. Çin’in ardından 26 ülkeye daha yayılan SARS, 7796 ölümle sonuçlanmıştır. SARS, solunum problemleri, kuru öksürük, ateş ve baş ve vücut ağrıları ile karakterizedir, öksürük ve hapşırmalardan kaynaklanan solunum damlacıkları ile yayılmaktadır. Karantina çabalarının etkili olduğu kanıtlanan bu hastalık Temmuz yazında gerilmeye başladı ve tekrar ortaya çıkmadı. Çin hükümeti salgının başlangıcında virüs hakkındaki bilgileri bastırmaya çalıştığı ve kamuoyu ile paylaşmadığı için eleştirildi.

2019: Corona Virüsü

salgın hastalıklar

COVID-19 adıyla bilinen Coronavirüsü Çin’in merkezindeki Hubei eyaletindeki Wuhan’da bir hayvan pazarında ortaya çıkmıştır. Dünya Sağlık Örgütü, COVID-19 virüsünüün 114 ülkeye yayılması ve 118.000’den fazla insanı enfekte etmesinden sonra resmen bir salgın olduğunu duyurdu. Corona virüs, yaygın grip ve SARS içeren virüs ailesi olan yeni bir koronavirüsten kaynaklanmaktaydı. Hastalığın semptomları solunum problemleri, ateş ve öksürüğü içermekte ve bu hastalık zatürre ve ölüme yol açmaktadır. SARS gibi, hapşırma damlacıklarından yayılmaktadır.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Salg%C4%B1nlar_listesi

Yorum Yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz